Kapat

Türkiye’de Kadın Olmanın Bazı Zorlukları

Anasayfa
GENEL Türkiye’de Kadın Olmanın Bazı Zorlukları

Kadın olmak sadece ülkemizde değil Dünya genelinde birtakım zorluklar ve karmaşıklıklar içerir. Bu zorlukların birincil kaynağı ve ana nedeni ne yazık ki toplumların döngüsel bir şekilde aynı hikayeleri öğrenmeleri ve tekrarlamalarından kaynaklanır. Yaşanılan deneyimler veya önyargılar toplum hayatında bazı cinsiyetçi yaklaşımları beraberinde getirdiği gibi ne yazık ki bu yaklaşımlar ve davranış kalıpları çoğunlukla kadını ikinci plana atmaktadır. Ülkemizde bu tip vakalar medyada, toplumda, özel ve iş hayatında her geçen gün birbiri ardınca sıralanırken kadın olmanın getirdiği zorluklar beraberinde bazı sorunsallıklar oluşturur. Peki Türkiye’de kadın olmanın bazı zorlukları neler?

Toplumun Kendilerine Biçtiği Rolün Dışına Çıkamamaları

Kadın olmak çoğunlukla ev hayatıyla sınırlandırılır. Kadının naif, kırılgan bir varlık olduğu, erkeklerinse güçlü, zeki olduğu yönünde kırılmaz bir yargı vardır. Bu düşünce ise iş yaşamında daha çok erkeklerin kadınlarınsa ev hayatında temizlik, yemek ve doğurganlık gibi görevlerinin olduğu şeklindeki genel bir görüşü ifade eder. Oysaki kadınlar ülkemizde de olduğu gibi bu toplumsal rolleri daha çok küçük yaşlardayken öğrenirler. Misafir geldiğinde çay ikram etmeleri, annelerine temizlikte yardım etmeleri veya pembe bebeklerle oynamaları gibi. Ev içinde öğretilen bu toplumsal roller ileride kocası tarafından ya da bir tv reklamında kadınlara yakıştırılan en iyi deterjan markalarının sergilendiği reklamlarda tekrar tekrar hatırlatılır. Kadın eşittir doğurganlık, annelik düşüncesi de kadının toplumsal rollerinden dışarı çıkarmadığı gibi sadece bir çeşit roldür. Ülkemizde de ne yazık ki birçok kadın kendisine biçilen rollerin dışına çıkamamakta.

Kadın Olmanın Cinsel Bir Obje Olarak Görülmesi

Kadınların cinsel bir meta olarak görülmesi hem geleneksel hem modern toplumlarda karşılaşılan bir durumdur. Ülkemizde kadınları meta olarak sunulması sokakta, evde, iletişim kanallarında ve daha birçok alanda göze çarpmakta. Namus adı altında ortaya atılan baskıcı söylemler ve bunun tam zıttı bir davranış olarak kadın bedeninin toplumda tasvir edilişi tamamen içinde bulunduğumuz kültürel ideolojilerden kaynaklıdır. Örneğin; taciz, tecavüz olayların ülkemizde maalesef çok fazla yaşanması, ne giyip ne giymeyecekleri hakkında söylemler veya tecavüze uğradığında ne giyiyor olduğu gibi aşağılık zihniyetler kadınların cinsel bir obje olarak görüldüğünün kanıtıdır. Toplumsal hayatta kadın bedenine vurgu yapan reklamlar, söylemler, pazarlamalar ve doğurganlıktan başka bir işlevi olmadığı düşüncesi Türkiye’de aşılması gereken bir durumdur.

Kadına Şiddet Sorunsalı

Şiddet olayları ülkemizde üzücü bir gerçek olduğu gibi kadına şiddet olayları maalesef kapı arkasına atılıyor veya kadın sessiz kalmaya mecbur bırakılıyor. Bugün ülkemizde birçok kadın kocasından, babasından, abisinden veya bir başka erkek tarafından şiddete maruz kalıyor. Kadının ikinci plana atılması, güçsüz olduğu düşüncesi ataerkil toplumumuzda yanlış gidegelen bir zihniyetin fark edilmesini de güçleştiriyor. Kadınlarımızın birçoğu ev hayatına hapsedildiği, okutulmadığı için de boşandığı veya terk ettiği zaman geçim sorunu veya diğer ortamlarda yine bir başka erkeğin baskısıyla karşılaşacağı için yine şiddete boyun eğiyor. Üstelik şiddet olaylarında hak etti tarzındaki savunmaların yanı sıra kadın hem maddi hem de manevi şiddetle karşılaşıyor.

Özel ve Çalışma Hayatında Mobbinge Maruz Kalma

Ülkemizde kadınlar özel hayatlarında çeşitli psikolojik tacizlerle küçük yaşlardan itibaren karşılaşmakta. Bu baskılar iş hayatında ise devam etmekte. Mobbing diğer adıyla psikoterör olgusu da iş yaşamında daha çok kadınları kapsadığı için toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de en net kanıtıdır. Örneğin bir kadın iş hayatında erkek çalışanlar veya patronlar tarafından küçümsenebilir, yükselmesi engellenebilir veya bir erkek daha çabuk yükselebilir, daha fazla maaş alabilir. Bu cinsel, psikolojik taciz, yıldırma, fiziksel taciz veya baskılama şeklinde olabiliyor.

Erkek Egemen Bir Toplumda Yaşamak Zorunda Olmaları

Dünya genelinde birçok örneği bulunduğu gibi ülkemizde de erkeklerin birincil tutulduğu, egemen olduğu, ataerkil bir toplum yapısı söz konusu. İş hayatında erkekler çabuk yükselebilir, ev hayatında yine erkekler daha çok söz sahibidir. Kadınlar hep ikinci plana atılır. Erkekler daha zekidir, daha güçlüdür ya da toplumdaki en zor işleri onlar yapar. Kadınların çalışıp çalışmayacağına, ne giyip giymeyeceğine dahi karar verebilirler. Ülkemizde var olan toplum kuralları kadını her zaman ataerkil bir görüşe hapsediyor. Geç saatlerde bir kadın dışarı çıkmaya tereddüt ediyor, elinin hamuruyla işse karışma deniyor, iş ve özel yaşamda daha çok erkekler söz sahibi oluyor.

Geleneksel Kalıpların Aşılamaması

Türkiye’de kadın olmanın bazı zorlukları erkek egemen toplum yapımızın sürekli devam etmesi yüzündendir. Bu yargılar kimi zaman kadınların hemcinslerinin çoğu zaman eril düşüncenin yerleşmesinden kaynaklıdır. Ancak kültürel gelişmeler ve kadının her şeyden önce insan olduğunu düşünmek, geleneksel öğretilerin modern dünyamızda etkisinin geçersizliğini kabul etmek bu sorunsalı kökünden çözmeye yetecektir.

Bir önceki yazımız olan Popüler Kadın Yazarlar başlıklı yazımızı okumanızı öneririz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir